20.09.2018 – Le Petit Ange (2. Prova)

Ben bir garip yıkığım; ellerim boş, kalbim kırık.

Ben bir yitik yıkığım; ağzım dolu, dilim şişik

Bugün güzel bir şey oldu. Nesli bir tepsi çay ve bisküvilerle provaya giriş yaptı. Tam yazdıklarım yerine gitmiş diyordum ki bu düşüncemi Bahadır söz ile iletti. Peki pek duyarlı bir kulübün duyarlı üyesi Nesliş ne dedi? “Yo, ne okuması, ne yazısı?”. Bir kez daha şaşırmadım ve getirdiklerini acımadan afiyetle yedik. Geçen de dediğim gibi masa başı prova bu sene bizi sahnede çok daha ileriye taşıyacak. Bir tirad üzerine bile onlarca fikir oluşması ne denli beyin fırtınasına açık olduğumuzu ortaya koyuyor. Şimdi efendim dikkat edelim. Herkes yaptığından söylediğinden sorumludur, burada da yazılır bu. Tıpkı Mözyö Zamet’in “saat makinası” deyişi gibi. Her insan hata yapar. Hele ki Şule’nin Samet’e “Yıkık denildiğinde aklıma sen geliyorsun Samet.” demesinin üzerine çocuk ne yapsa haklıydı. Daha yıkık hareket ise Bahadır’ın “saat makinesi” lafı üstüne bana dönerek “Yaz yaz, bu da yazılacak ha ona göre.” demesiydi. Oyunu müthiş analiz eden ekibimizden Şule fevkalade bir aydınlanma ile başladı provaya. Sona doğru mazot bitince vurdurulamayan Çelçuk’tan tutun Zamet’in su saatine şu saati demesi provanın bitiş vakti geldiğini hissettirmiş oldu. Bitti mi? Tabii ki hayır. Yükselerek oynadığım martı karakteriyle devam ettiğimiz provayı “İkinci bahar yaşıyor ömrüm” şarkısıyla sonlandırdık. Taşlar yerine oturdukça her şey daha güzel oluyor, hadi kalın sağlıcakla. 🙂

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir