21.10.19 – Prova Günlükleri (5. Prova)

Hiç öyle hissettirmese de geriye dönüp bakınca oyunculuk çalışmalarımızın yavaş yavaş sonuna geldiğimiz bir gerçek. O nedenle bu akşamki provamızın ağırlığını ses ve beden çalışmalarımızdan sahne uygulamalarına doğru yönelttik.

Önceki provalarımıza göre biraz daha zor çalışmalar denedik diyebiliriz. Yaratıcılığımızın ve takipçiliğimizin sınırlarını görmeye çalıştık. Bin beş yüzde Londra’da saraydan kız mı istemedik, taş devrinde tarihteki ilk bipolar bozukluk tanısını mı koymadık, Anıl emicemle birlikte Trabzon’u istila eden beş santimlik uzaylıları mı kovmadık. Farklı ve güç koşullarda doğaçlamalar denerken komik anlar da yaşanıyor tabii. Tam burada biraz da provadan aklımda kalan ilginç bireysel performanslara değinip Los Yönetmenos tarzında bir prova günlüğü bitirişi yapmak istiyorum.

  • Öncelikle Ayça’nın Mustafa Kemal’e Roman olan birini oynayacağını göstermesiyle ikisi arasında başlayan uzun tartışmanın konusunu aşırı merak edip yanlarına gittiğimde Mustafa Kemal’in “Roman’la Çingene farklı şeyler, ben hangisini oynayacağım?” dediğini duymam,
  • Cansu’nun öykü sürdürme çalışmasında bize Fox dizisi tadında anlattığı bol gelinli görümceli hikayenin, olayın Las Vegas’ta geçmesi dışında aşırı inandırıcı olması güzel ayrıntılardı.
  • Yine aynı çalışmada İrem bize öyle bir hikaye anlattı ki giriş cümlesi “Gregor Samsa bir gün böcek olarak uyandı.” olsa garipsemezdim.
  • Ve son olarak da gözlerimizi kapayıp sahnede yürürken dokunduğumuz ilk kişiyle eş olacağımız çalışmada yirmi kişi, on beş metrekarede üç beş saniye içinde eşini bulurken benim Forest Gump gibi yürüye yürüye kimseyi bulamamam ve Ayça’nın beni “Orada kimse yok, kimse yok orada soluna dön!” diye uyarması, benim de içimden “Burada da mı boşluğa yürüdük?” diye geçirmem provadan aklımda kalan birkaç güzel anıdan biri.

Toparlarsak provalar yolunda gidiyor. Eğleniyoruz, öğreniyoruz. Ekip oluyoruz. Denebilir ki her şeyden daha değerli olan bu bağı kurabilmek. Yoksa oyun her zaman oynanır. Paylaşmak, dokunmak ve hissetmek maddi başarıların ya da alışverişlerin ötesinde en içten ve pazarlıksız anlaşma biçimi. Kendimizi dakikalarca birbirimize anlatsak hiçbir sözcük yüzümüzde gezen parmakların kurduğu bağın ve samimiyetin yerini alamaz. Belki de bu akşamki provadan heybemize kattığımız en önemli çıkarım da buydu.

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir