Ah!

Nefes alamıyorum. Ağrıyan bir şeyler var tam içimde.

Boşluklar, tamamlanamayan doldurulamayan boşluklar…

Yaralar, tanıdık bir yara görünce, tanıdık bir hisse şahit olduğunda durmaksızın kanayan yaralar…

Yaş?

Sanki ağlayınca zehir akıtıyorum. Hislerim eksik ama bu hissizlik bana fazla.

Ağrı?

Keşke başım ağrısa, keşke kolum bacağım kırılsa alçıya alsam yürüyemesem ama eşe dosta güvenip ilerlesem. Bu ağrı fazla. Bu ağrının yeri bana çok ağır. Eşe dosta yaslanamıyorum, ağrı kesici alamıyorum, sarsam sargısı fazla, bant yapıştırsam yapışkanı az…

Kırılgan değilim, çok kırgınım.

Kızgın falan değilim, kızmam ben kimseye; kendimden harice…

Herkesi affediyorum, herkesi bağrıma basıyorum, herkese sevgimi verip herkesi ama herkesi anlıyorum.

Kendim?

Ben bana iyi gelmiyorum.

Ben başımda konuşan kişiyle kalbimdekini barıştıramıyorum.

Ben çok yorgunum.

İstediklerimle yaşadıklarım kesişmiyor ortak noktada.

Herkes hep en iyiyi hak ettiğini düşünür ya, bunu bile düşünmedim hiç.

Sadece dedim ki hep, bu kadar mı kötü olmalıydı? Az kötü olsaydı, biraz daha az acıtsaydı, biraz daha az hasar bıraksaydı.

Sahi, olmaz mıydı?

Olmadı hiç.

Hiç bırakmadan çabalamaya gülmeye devam ediyor da insan, eksiğini bildiği şeyi tamamlayamayınca suçu hiç eksikte aramıyor, yükü hep kendine yüklüyor.

Ben çok yüklendim omuzlarıma, ben çok ağrıttım onları. Dik durmalıydılar, göğe bakmalıydım, gündüz kuşları gece yıldızları izlemeliydim. Sahi, insan yaşarken toprağa nasıl olur da bu kadar yakın olur?

İnsan bir duaya tutunur, bir inanca, bir kalbe, bir ele…

Ama umudu kırılırsa ne bir eli tutabilir ne de güç bulup semaya bir el kaldırabilir.

Bir kalbe dokunmayı geçtim, dokundurmaz daha kalbine. Kabuk bağlamıştır, iyileştireceğim diye gelen herkesin kanatacağını bilir.

Kalbini kanatanlar hep kandıkları oldu çünkü.

Öyle değildir ya dedikleri, inşallah düzelecek dedikleri, kendinden vazgeçip tüm dualarını tükettikleri…

Bu yazının bir sonu yok, bir gün biterse yazar toprağa yakın değil toprağın kendisi olmuş demektir.

Yaşar dururum; hiçbiri ders olmaz bana, hepsi dert olur oturur içime…

Çünkü, o meşhur şarkıda geçtiği gibi;

“Meyilliyiz olmazlara isabetsiz çıkmazlara

O yüzdendir halim toz duman…”

                     Kocaman bir ah!

*Ah: Acı, ıstırap, esef, özlem, üzüntü, öfke, keder, feryat, figan.

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir