Bir Sonbahar Gecesinde Anılar ve Varlık

Bir gece yarısı yazıyorum bu satırları. Cırcır böceklerinin seslerine klavyenin tıkırtıları karışıyor. Bu kadar üşürken soğuk sonbahar gecesinde balkonda oturmak da pek akıllı işi değil ama rafine bir zevk benim için gece balkonda oturmak.

Hani bazı zamanlar vardır ya hayatta, her şeyi bir kenara bırakıp yaşarsın. İçinde bulunduğun anın tadını alarak, tüm sorumluluklardan, kaygılardan, özlemlerden, geçmişten ve gelecekten uzak. İşte öyle bir anın içindeyim şimdi.

Bazı bazı anılar canlanır benim zihnimde. Henüz yaşanmamış anılar. O zaman neden anı dediğimi açıklayayım: Yaşanmamış o anların içinde bulunduğumdan ya da gelecekte bulunacağımdan bir şekilde eminim. Betimlemenin ötesinde hissediyorum bu anıları. Bir anıda olan duygu ve görselliği içinde barındırıyor. Bu sadece bana mı oluyor, bende bir sorun mu var, yoksa buna hayal kurmak mı deniyor bilmiyorum.

Mesela bazen kumsala uzanmış gözlerimi yavaş yavaş aralıyorum. Her aralıkta denizin maviliği ve güneşin ışıkları içime işliyor. Burnumda ılık bir tuz kokusu. ”Yaşamak böyle bir şey olmalı.” diye geçiriyorum içimden. Ancak bu an yaşandı mı, yaşanacak mı, yoksa bir hayal mi emin olamıyorum.

Bazen de gerçek anılara gidiyor zihnim ve varlığım. İçinde bulunduğum andan sıyrılıp geçmişin hisleriyle bütünleşiyorum. Çocukluğumda anneannemin kalın yorganının altına girmiş kendi nefes alışverişlerimi takip edip gözlerimi ağır ağır açıp kapattığım ve yemeğe çağrılacağımı beklediğim o ana. Aynı huzuru hissedebilmek için bu eylemi yıllar içinde tekrar tekrar yapıyorum ama düşlediğim kadar güzel olmuyor nedense.

Bazen bir sokakta yürüyorum tek başıma. Bunu onlarca kez yapmışımdır ama sadece bir tanesi geliyor aklıma, sadece bir yer. Sanki mekanlar bir sonsuzlukta bütünleşip tek olmuş ve o sokakta yürümek başlı başlına bütün sokaklarda yürümek demekmiş gibi içim içime sığmıyor. Bütün yaşanmışlıkları bünyemde toplayıp hayat denilen hengameyi hissettiğimi sanıyorum bu yürüyüşte, hem de tüm ayrıntılarına vakıf olmuş gibi.

Bazen bir bakış geliyor aklıma. Yüzlerce, binlerce, milyonlarca bakıştan sadece ama sadece birini ayıklıyor zihnim ve önüme sürüyor. Sevdiğim insanların gözlerinde kendimi onların da aynı kavrama beni bürüdüğünü gördüğüm o bakış. Sevilen kişinin gözlerinde var olmak. Öteki benlerin, anların, mekanların, olayların ve duyguların üstünde.

Belki de şimdiye kadar anlattığım tüm bu anların ortak noktası bize yaşadığımızı ve varlığımızı hissettirmektir diye düşünüyorum. İnsanın en büyük kaygısı ve savaşı değil midir var olmak?

Soruyorum kendime sonra, var olmak için mi sever insan yoksa sevdikçe mi var olur? İlk seçenek kulağa bencilce geliyor, tam da insanoğlunun yapacağı türden. Diğeriyse bizim cismani varlığımızın dışında bu dünyaya ait olmayan bir şeyler taşıyor. Var olmak burada dünyanın ötesinde bir anlam taşıyor, kimisi buna ruh der, kimisi benlik der, kimisi de başka bir şey.

Böcekler sustu, balkonun da tadı kalmadı, ben de üşüdüm tabi.  Aradan yıllar geçti ama hala anneanne yorganında yatıyorum. Altında hareket edemesem de beni sıcak tutuyor.  Anneannemin evinden çok uzak olsam da biliyorum ki o yorganın altında olmak bana huzur verecek. Sağıma dönüp kendi nefes alış verişlerimi dinleyeceğim, gözlerimi kapatıp ‘o ana’ gideceğim. Hayal kurmak bir nevi kendini kandırmak, gerçeklerden kaçma halidir. Birazcık kandırmacanın kimseye zararı olmaz. Hele de böyle güzel bir kandırmaca ise…

03:33

21.10.2019

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir