Çocuk Yasası

      17 yaşında lösemi tanısı almış ve tedavisinde kullanılan ilaçlar kan değerlerini yaşam standartlarını tehdit edecek derecede düşürmesine rağmen dini inançları nedeniyle kan nakline izin vermeyen bir aile ve hayatı ilerleyen dönemlerde giderek kötüleşip ölecek olan bir çocuk düşünün. Siz olsanız inandığınız din böyle emrediyor diye hayatının kötüye gitmesine izin verebilir miydiniz? Ya da şöyle sorayım. Her bireyin yaşama hakkı olduğuna göre ve tedavisi de varsa göz göre göre tedaviyi ailesinin inançlarından dolayı reddetmesini siz nasıl yorumluyorsunuz?

Anne karnındayken bir mutasyon sonucu birbirine yapışık olarak doğan bebeklerden birisinin kalbi ikisini birden hayata devam ettirirken çok kısa bir süre içinde kalbi çalışanın yorgunluktan ölmesi sonucu diğerinin de hayatına mal olması durumunda inançlarınız gereğince “Canı Tanrı verdi ancak o alabilir.” mi derdiniz yoksa yapılacak cerrahi işlem sonucu birinin hayatına son verdirilmesine izin verip diğerinin yaşamasına izin verir miydiniz?

Dini inançlarınızla hayatta kalmanızı sağlayan şeyler çeliştiğinde ne yapardınız? Siz sorularıma cevap verirken ben de sizlere birazcık kitabın genel konusundan bahsedeyim. Bu konuyla ilgili düşüncelerinizi paylaşırsanız memnun olurum. :))

Londra’da yaşayan, Yüksek Divan Aile Hukuku Dairesinin en başarılı ve ünlü hakimlerinden Fiona Maye, kocası Jack’in onu genç bir kadınla aldatmasıyla ilgili sorunlar yaşamaktadır. Bu sırada kendini Adam Henry adında lösemi hastası olan ve inançlarından dolayı kan naklini reddeden birisinin davasında hakim olarak bulur. Ve bu dava esnasında bir hakimin gözünden yaşadığı zorlukları, hayat şartlarını da göstermiştir yazar bize. Ki bir zamanlar ben de hakim olmak isteyip sonra doktor olmak için hatta beyin cerrahı olacağım diye tıp fakültesine yazıldım. İyi yapıp yapmadığımı hala sorguluyorum ki zira ülkemizde bilime yatırım yapılmaması beni fazlasıyla üzüyor. Neyse biz kitabımızdan sapmayalım. Adam tedavisi esnasında kan değerleri onun hayatını elinden alacak şekilde düşmesine rağmen kan naklini reddeder.

Kendi inançları olan Yehova’nın Şahitlerine göre “Kan insanın özüdür. Ruhtur, canın, hayatın kendisidir. Nasıl ki can kutsalsa kan da kutsaldır. Kan, her canlının minnet duyması gereken hayat armağanıdır. Kendi kanını bir hayvanın ya da bir başka insanın kanıyla karıştırmak kirlenmedir, bozulmadır. Yaradanın harikulade armağanının reddidir. Bu yüzden de Tanrı, Tekvin, Levililer ve Resullerin işlerinde özellikle yasaklamıştır.” dedikleri için tedaviyi reddetmektedirler.
Adam ise daha 17 yaşındadir ve aile mahkemelerinin görevi de çocukların erişkinliğe ulaştığında çocuğun refahını sağlamaktır. Bu nedenle Mrs. Fiona Adam Henry ile onun gerçekten inancına bağlı olduğu için mi ya da çevresindeki din adamlarının ve ailesinin baskısı altında kaldığı için mi böyle bir karar verdiğini merak ettikten sonra görüşmeye gider. Ve bu görüşmeden sonra ikisinin de hayatı değişir.

Kitapta Adam’ın bu olay karşısında hissettikleri, Hakim Fiona’nın sergilediği tavırlar, hayatlarını nasıl etkilediği çok güzel bir şekilde anlatılmıştır. Yer yer bazı kısımları gereksiz bulsam da ana hatlarıyla ele aldığı konu çok güzeldi. Ve bir doktor adayı olarak hem doktor gözüyle hem de bir hakim gözüyle olaylara bakmayı denedim.

      Umarım siz de beğenirsiniz. İyi okumalar :))

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir