Hayal Meyal

Ölüm dediğimiz şey nedir aslında? İnsanın hayatındaki önemli şeyleri öleceğini hissettiği anda daha çok farkına varması sizce de garip değil mi? Ya da “Neden daha çok kendimizi bu gibi çaresiz hissettiğimiz konularda çevremize daha çok odaklanmış olarak buluruz?” gibi insanın aklına çeşit çeşit sorular getiriyor kitabın konusu.

Tarık Tufan bu kitabında yoğun bir şekilde ölüm konusunu işlemiş. Kanser teşhisi konulan bir hastanın geçmişine de dayanarak içinde bulunduğu ruh halini, çevresine olan yaklaşımını o güzel edebi diliyle anlatmış. ben kitapta ilgimi çeken noktalara değineceğim.

Bunlardan ilki tabii ki kitabın ana konusu olan ölüm. Ölüm gerçekten nedir? İnsanın hayatının fizyolojik olarak son bulması mıdır? Eminim ki düşününce hepimizde birtakım düşünceler uyandırıyordur. Mesela ben en çok bir insan öldükten sonra daha çok kıymetlenmesini hiçbir zaman anlamamışımdır. Neden hayatımızdaki insanlar yanımızdayken kıymetini bilmeyiz? Onlar gittikten sonra bir şeylerin farkına varmak neyi değiştirir? Sanırım kitapta işlenen çok güzel kısımlardan birisi de bu. Zira baş karakterimiz öleceğini hissettikten sonra ailesinin yanına geri dönmek ister. Biraz daha çevresindekilere vakit ayırmak, onlarla zaman geçirmek, sohbet etmek ister. Hayatın koşuşturmasına ayak uydurmaya çalışırken aslında hepimiz bir nebze de olsa öyleyiz bence. Her şeye yetişebilmek için zamanımızı en etkili şekilde kullanmaya çalışıyoruz ama sevdiklerimize kim bilir ne kadar vakit ayırıyoruz? Ya da ayırdığımız vakit yetiyor mudur? Hepsi üstünde uzun uzun düşünülüp öyle cevap verilecek sorular gibime geliyor.

Kitapta dikkatimi çeken ikinci konu da hayatı insanlara göre yaşamak! Bu hayat bizimken neden kendimize bunu yaparız? Neden bu kadar önemlidir çevremizdeki insanların hakkımızda düşünecekleri? Bunda toplumun payını hesaba katmak gerekir. Eğer çevremizdeki herkes “O ne der bu ne der?” hesabı yapıyorsa ve biz bunların farkında değilsek zaten düşünce yapımızda o şekilde gelişecektir. bence tabii.

Bir diğer husus da sizce bazı durumlarda en yakınımızdaki insanın (örneğin annemiz, babamız, eşimiz vs.) mutlu olduğu şeyler bizi mutsuz ediyorken katlanmak mı gerekir, yoksa hayatı kendimize göre mi şekillendirmeliyiz? Özellikle de hayatımız tamamen başka insanların kontrolündeyse. Ben olsam yapamazdım diye düşünüyorum. Belki duruma göre değişir ama bağımsız yaşamayı, kendi kararlarımı kendim almayı sevdiğim için -ki bunda tabii ki ailemin katkısı büyük- yapamazdım galiba. Ama bu noktada kişinin ne şartlarda olduğu çok önemli noktalardan birisi sanırsam.

Bir de çevremizde bize ya da herkese hoş sohbetiyle iyi gelen insanlar vardır mesela. Biraz gizemli bir yapısı vardır ama konuşurken içimizi rahatlatır. Tabii ki kitapta böyle bir karakterde işlenmiş. Bana sıkıntıya düştüğümüzde hep imdada yetişecek birini ararız ya sanki onu anlatmak istemiş gibi geldi Tarık Tufan. Size nasıl gelir bilemiyorum tabi.

Sözün özü kitapta böyle bir konuyla karşılaşacağımı beklemiyordum.  Ama dilini, işlediği konuyu çok sevdim fakat sonu sanki kestirip atılmış gibi geldi bana. Yazılmak istenmemiş gibi. Ya da çok farklı bittiği için öyle hissettim bilemiyorum. Ama sırf bu yüzden okumaktan vazgeçmeyin yoksa çok güzeldi. Ben sadece fikrimi belirtmek istedim.

KİTAPLA KALIN =) =)

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir