Her İkisinde de

Beynimde tepinen fillerin ağırlığını göz ardı etmeye çalışarak kapıyı açıp arabaya bindim. Aceleyle emniyet kemerini takmaya çalışırken ”Merhaba hocam.” dedim. Bunu sakince yapamıyordum çünkü arabadan çıkan o ”bip bip bip” seslerini dinlemeye tahammülüm yoktu. Son zamanlarda çoğu sese tahammülüm olmadığı gerçeğini daha sonra analiz etmek üzere rafa kaldırdım.

”Merhaba canım, nasıl oldun?” diye karşılık verdi Tülay Hoca ben kemerimi takmayı başardığım sırada. Önce, sessiz olmasını umarak, uzun bir nefes aldım ve toplum içinde alışılagelmiş bir şey söylerken takındığım, pek de bana ait olmayan ses tonumu kullanarak ”Daha iyiyim hocam, teşekkürler. Siz nasılsınız, gününüz nasıl geçti?” dedim. Neden çoğu zaman hiç düşünmeden ‘İyiyim.’ deriz ki? Neden buna mecbur olduğumuzu biliriz içten içe, bilmiyorum. Belki de ‘Kötüyüm.’  demek daha büyük sorunlar doğuracağı içindir. Bunu dersek açıklamalar yapıp yine de bir yere varamamışızdır zamanında. Hal böyle olunca bu beyhude çabadan kaçıyoruzdur. Cevap verirken de nasıl olduğumuzu düşünmeyiz aslında, ‘İyiyim.’ denilmesi gereken bir sorudur sadece ‘Nasılsın’.

Tıpkı benim gibi bir nefes aldı o da önce. Bunun belli olmasını umursamadan bezgin bir sesle ”Aynı Aylinciğim, yorucu.” dedi. Bundan sonrası sessizlikti. Eve varana kadar arkama yaslanıp yüzlerce kez geçtiğim sokakları bir kere daha inceledim belki başka bir ayrıntısını fark ederim diye. İzlerken de gördüğüm bir eve dikkat kesilip içindeki insanları hayal etmeye başladım. Kaygıları, tasaları, üzüntüleri, sevinçleri ve heyecanlarıyla kendimce hikayeler yazdım. Bu benim kendime ‘Hayat devam ediyor.’ deme yöntemim. İçinde bulunduğum zamandan, durumdan ve duygudan kaçıp başka hayatlar içinde yaşamaya çalışmam. Kendime ‘Şu an kötü hissediyor olabilirsin ama hayat çok geniş, çok çeşitli, bunu hissetmeye çalış.’ deme şeklim. Yaşadığımı hissedemediğim ve kendi hayatımı üçüncü bir şahsın hayatıymış gibi izlediğim zamanlarda başka hayatlar içine girip orada yaşamı hissetme çabam.

Ben kafamda kurduğum karakter siyahı mı sever yoksa beyazı mı diye düşünürken Tülay Hoca bozdu sessizliği. ”Marketten alacağın bir şey var mı Aylinciğim? Ben dün aşağıdan alacaklarımı aldım.” dedi. Teşekkür edip alacağım bir şey olmadığını söyledim. Tam siteye girerken ”Ben genelde aşağıdan alıyorum, burada yoksa diye. Sonra insan aradığını bulamayınca kötü oluyor.” dedi. Son söylediğine gülümseyip ”Markette mi yoksa hayatta mı?” deyip yüzüne baktım. Ben cümlemi bitirdiğimde arabayı park etmişti. ”Bu ağır bir soru oldu.” deyip gülümsedi gözlerini önünden ayırmadan elleri dizlerinde. Sonra bana bakıp tekrar gülümsedi ve ”Her ikisinde de.” dedi.

Arabadan inip birbirimize iyi akşamlar diledik. İkimiz de kendi yalnızlığımıza çekildik. Ben bu kısa sohbet üzerine biraz düşündüm, saatlerce bir arada bulunup sonunda aklımda hiçbir şeyin kalmadığı sohbetler aksine oturup düşündüm. Sonra seslere olan tahammülsüzlüğümü kendime söz verdiğim üzere analiz ettim. Aslında seslere değil de öylesine edilen sözlere, içi boş cümlelere tahammülüm yoktu. Bu elbette kısa sürecek ve sürmesi gereken bir tahammülsüzlüktü. Bir şekilde ilişkilerin, insanların ve hayatın  genel gidişatına tekrar uyum sağlamam gerekiyordu. Ara sıra oluyordur belki herkese, belki bazılarına, belki de sadece bana; bilemiyorum.

11.11.19-11.12.19

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir