Karanlık Tavan

İnsan aklındaki sorulardan, bitmeyen düşüncelerden, canındaki sıkkınlıktan, içindeki huzursuzluktan dolayı nefessiz kaldığında yalnız kalmak ister. Yorgunluğundan öyle şikayetçidir ki o anda, sanki yorgunluğu hiç geçmeyecekmiş gibi hisseder ve derin bir uykuya dalmak ister. Tüm yükünü bırakacağı ve adeta yeniden doğmuş biçimde uyanacağı bir uykuya… Bazen bu derin uykunun her şeyi bitirmesini arzuladığı da olur tabii.

En çok tedirginlik veren de içteki huzursuzluktur belki de. Öyle bir düğüm ki her yöne çekilebilir, her şeye yol açabilir. Bazen çözülmeyecekmiş gibi hissedersin, birkaç gün rahatsız eder ama bir sabah uyandığında anlamlandıramadığın bir iyimserlik dolar içine ve toz olur kara bulutlar. Bir süreliğine…

Kapatırsın kendini dışarıya. Sadece içinde çekmek istersin ıstırabını. Ama bir yandan da çevreni suçlarsın seni anlamadıkları, merak etmedikleri için. Senin içinde canlı kalmaya çalışan bir insan acıyla kıvranırken onu görmedikleri, duymadıkları için onlara atarsın topu. Kendi içinde, kendince cezalandırırsın en sevdiklerini. Oysa sen zaten ceza çekmektesindir o sırada. Yalnızlığa bürünerek…

Anlamazsın yaşamı. Ne kadar irdelesen de ışığı söndürüp kulaklığın sesini ne kadar açsan da uzandığın yatağından delecekmiş gibi baksan da karanlık tavana yine de çözemezsin yaşamın ne olduğunu. Tüm komik videoları izlesen de gülmez yüzün. Acı veren tüm müzikleri bitirsen de senin acından büyüğünü bulamazsın. Öyle sanırsın.

Aslında anlamazsın kendini onlardan uzaklaştırarak seni sevenleri de ne kadar üzdüğünü. Onların varlığının ne denli büyük bir hediye olduğunu gerçekten bilseydin onları ne kadar sevdiğini usandırana kadar söylerdin onlara. Eğer anlasaydın sevilmenin ne denli kıymetli ve zor bulunan bir mücevher olduğunu sımsıkı sarılırdın onlara. Her günü mutlu geçirmeye odaklanırdın. Hayatın ne kadar kısa ve sevdiklerinle değerli olduğunu idrak etseydin onlar oldukça bir an bile kedere, gama yer vermezdin.

Onları bir sedyede acılarının -gerçek bir acı- dinmesi için yakarırken görmeden önce…

Onları bir yatakta hareketsiz, dünyadan bihaber ve bilinçsiz görmeden önce…

Onları son kez uğurlamadan evinin kapısından, son kez sana gülümsediklerini görmeden önce…

Ölüm de var, kırmayın.

 

            “… zira hepimiz yaşamla bağını az ya da çok kaybetmiş, kör topal idare eden insanlarız. Hatta yaşamdan öylesine kopuğuz ki, gerçek “canlı hayata” karşı adeta tiksinti duyuyor, bize hatırlatılmasına dahi katlanamıyoruz. Öyle bir hale gelmişiz ki, gerçek “canlı hayat” bize adeta bir iş, bir ödev gibi görünüyor, onu kitaptan öğrenmeyi yeğliyoruz.”

Dostoyevski – Yeraltından Notlar

 

Dinleme önerim Pentagram – Time

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir