Mutfakta Neler Pişiyor? – Rüyakar’ın Arka Kapısı

Temmuz ayının sonları. İki bin o yedi. Trabzon’da hemen her yaz olduğu gibi insanın üstüne yapışan bir sıcak ve bunaltı var. Dışarıda yürürken ince giysiler, tişörtler, şortlar serinlemeye yetmiyor, derinizi çıkarasınız geliyor. Rüyakar’ın yavaş yavaş sonuna geliyoruz.

Ben yine bir gün evden çıkmış Rüyakar’a başlarken kendiliğinden oluşmuş rutinimize uyarak Uzun sokakta Başar’la oyun için buluşmaya hazırlanıyorum. Eskiden beri zorunluluk durumları dışında dolmuşa, otobüse binmeyi sevmediğim için o sıcağa karşın o gün de öncekiler gibi meydana yine yürüyerek gidiyorum. Sahildeki evimden önce Moloz’a sonra da Cumhuriyet Caddesi’ne varıp Kanuni Anadolu Lisesi’nin arkasında kalan ara sokaktan çıkıyorum meydana her seferinde.

İlk kez o gün günaşırı kullandığım o yolu bir de alıcı gözle dolaşayım dedim. Amacım ilginç bir yer, bir sokak bulmaktı. Öyle de oldu elli metrelik bir uzunlukta üç dört eski – belki kırklar belki ellilerden kalma – bahçeli ev bolca da sıkış tepiş ara sokak.

Gördükçe fotoğraflarını çektim. Eski, paslı bir demir kapı gördüm, çektim. Biraz yürüdüm Arnavut kaldırımlarını gördüm, çektim. Bir oraya bir buraya bakarken kafamı biraz daha yukarı kaldırınca yaş olarak daha genç ancak tasarım olarak göz kirliliğinden başka bir özelliği olmayan iki apartmanın arasından uzanan bir konakla göz göze geldim.

İki Evin Arasından Görünen Eski Konak

Bulunduğum yerden ev öyle görkemli görünüyordu ki cadılı, sihirbazlı filmlerdeki perili şatoları andırıyordu. Biraz çevresinde gezindikten sonra evi gördüğüm ilk açıdan fotoğrafladım çünkü yakınına gidince hiç de aşağıdan göründüğü kadar gizemli durmuyordu.

Günler ilerledi, biz oyunu bitirdik. Okul başladı, ekip oyunu çalışmaya koyuldu derken Rüyakar’ın tanıtımı için ası tasarımına dek gelmiş olduk. Ası işine eğildiğimde aklımda yazın çektiğim o fotoğraflarla birkaç tasarım canlandı. Bu bağlamda aklıma gelen düşünceler üzerinden çalışmaya başladım.

İlk Rüyakar Asısı

Yaptığım ilk çalışma hepi topu on dakikamı almıştı. Arnavut kaldırımlı fotoğraf üzerinden bir tasarım yapmıştım. Bu tasarım genel olarak olumlu tepki almıştı ancak fotoğraf her ne kadar güzel olsa da oyunun ruhuna ve içeriğine bir katkı sağlamadığını düşündüğüm için üzerine daha çok eğilmedim.

Burada şunu söylemek gerekiyor, ası tasarlarken de logo tasarlarken de önemli bulduğum birkaç ana konu var. Birincisi ortaya çıkan tasarım tanıttığı içeriği yansıtmalı. Bunu iki yolla yapabilir. Ya içeriği en azından bir yönüyle dışarıya karşı anlatır, gösterir ya da bundan daha da ustalıklısını yaparak içeriğe kendinden bir şeyler katar onunla birlikte büyür.

İkincisi ise tasarım “Onu da anlatsın, bu da olsun.” diye diye bir kargaşaya dönmemeli. Logonun yıllar içerisinde anlam kazanmasına olanak tanınmalı. Tıpkı yabancı sözcüklere Türkçe karşılık türetirken yaşanan güçlükler gibi. Afişe ası dediğimde “Ama ası onu tam yansıtmıyor. Afiş yalnızca bir yerlere asılan kağıt anlamına gelmiyor.” denmesi gibi. Evet, içerdiği tüm anlamları yansıtmıyor, bu haliyle yansıtamaz da zaten. Çünkü ne afiş kökeni bakımından kendi içerdiği anlamları tümüyle yansıtıyor ne de bugün herkesin kullandığı sayıştay, bilgisayar, taşıt gibi sözcükler. Sözcüklere izin verirseniz yıllar içerisinde anlamları genişler ve sizin bugün karşılamıyor dediğiniz kavramların dahi ötesine erişir. Ana konudan uzaklaşmadan bunu şöyle açıklayalım.

Bir Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin logosundaki minimalist ve estetik yalınlığa bakın bir de daha birkaç yıl önce tasarlanmış Ortahisar Belediyesi’nin logosundaki karmaşaya bakın. Logoda yok yok. Kanuni evi, minareler, cami, kale surları, deniz ve tabii ki hamsi. Bir kere de Trabzon’la ilgili bir logo tasarlansın ve içinde hamsi geçmesin. Olanaksız.

Yeniden asıya dönersek, Arnavut kaldırımı güzel duruyordu ancak ne oyunu yansıtıyordu ne de oyuna dışarıdan bir katkısı vardı. Ben de bu kez görkemli konağı kullanmayı düşündüm. O fotoğraflardan kopamıyordum. Bu kez oyunla bir bağ da kurmuştum üstelik.

Düşündüğüm tasarımda o konak oyunun bir yangın sahnesiyle açıldığı ve yine aynı yangın sahnesiyle sonlandığı yani her şeyin başlatıcısı ve bitiricisi olan o evi temsil ediyordu. Bu yangın ve gerilim temasına uygun olarak hem renkleri hem de tasarım biçemini oluşturmaya koyuldum. Önce konağı çevreleyen gereksiz, can sıkıcı arabalardan ve evlerden kurtuldum. Sonra tasarımı yavaş yavaş renklendirmeye başladım. Yazılar eklendi, logolar yerini aldı. Ortadaki kocaman Rüyakar yazısının sağına da üç tane desen yerleştirdim.

Konak Temalı Rüyakar Asısı

Alt Alta Üç Simge

Yukarıdan aşağıya yarısı elektronik devre olan bir beyin, iplerle üstten tutulan kukla insan ve adaletin terazisi. Bu üç öğe oyunla ilgili dikkatli bakan gözler için birer ipucuydular. Böyle küçük incelikleri başka ürünlerde bulmak da kendi yapıtlarıma yerleştirmek de bana keyif verir.

Tasarım öteki çalışmalardan daha çok zamanımı almıştı. Biter bitmez ekibin beğenisine sundum. Ancak benim beklediğim etkiyi yaratmamıştı. Hatta bir önceki on dakikalık uğraşın sonucu olan ası daha çok beğenilmişti. Önce neden beğenilmediğini pek anlamadım. Sonra ayırt ettiğim bir durum vardı o da Ortahisar Belediyesi’nin logosunda olduğu gibi “Şunu da yansıtsın bunu da anlatsın, bu da olsun bir köşesinde.” derken ası korktuğum gibi kendi içinde bir karmaşaya dönmüştü. Elbette bu haliyle de asıları yayınlayabilirdik. Ancak ekip içinde dahi beğeni konusunda ortalamayı aşamamış bir çalışmaya ben de razı olmazdım.

Tam bu noktada yeniden, sıfır noktasından bir çalışmaya başlamam gerekiyordu. Çünkü her ne kadar yeni düşünceler üzerinde kafa yorsam da yazın çektiğim fotoğraflar sürekli bu tasarılara salça oluyordu. Ben de bu durumu ortadan kaldırmak için o fotoğrafları bir kıyıya sürdüm ve yepyeni bir sayfa açtım. Birkaç gün üzerinde düşündükten sonra dolmuşla eve dönerken telefonda gördüğüm bir ası dikkatimi çekti: Kuzuların Sessizliği filminin posteri.

Bu filmi ilk kez çok küçükken izlemiştim. O dönemlerde internette gezinirken filmin posterini de görme fırsatı bulmuştum. Postere ilk bakışta bir kadının ağzına sırtındaki desen kurukafaya benzetildiği için böyle adlandırılan bir kurukafa güvesi yerleştirildiğini görürsünüz. Bunun filmde ne anlama geldiğini söyleyip izlememiş olanlar için tat kaçırmayayım. Onun yerine başka bir noktaya eğilelim. Postere biraz daha yakından bakarsanız ortadaki güvenin sırtında gerçekten de bir kurukafa deseni görürsünüz. Bu Kuzuların Sessizliği gibi bir film için yeterince gerilimli bir ayrıntı. Ancak daha da yakınlaştırıp bakarsanız bu kez bu kurukafayı yedi çıplak kadının oluşturduğunu görürsünüz. Buradaki çıplak kadınlar ise Philippe Halsman ve Salvador Dali ortaklaşması içeren bir fotoğraftan alınma: In Voluptas Mors. Yani şehvetli ölüm.

Fimle poster arasındaki bağlantıyı filmi izleyenler düşünedursun ben konunun beni ilgilendiren bölümüne geçeyim.

Bu posterdeki duruluk ve beyaz tonlarının baskınlığıyla barındırdığı simgeler zihnimde yeni bir tasarımı ateşlemişti bile. Eve gider gitmez dolmuşta edindiğim bu ilhamı – Acaba dolmuşların da beyaz renkli olmasının bunda etkisi var mıdır? – bilgisayara aktarmaya koyuldum.

Rüyakar Asısı

Kuzuların Sessizliği’ni gördüğümde aklıma Rüyakar’la olan ilintisi bakımından doğrudan doğruya Salvador Dali’nin Eriyen Saatler/Belleğin Azmi tablosu gelmişti. Zihnimde tek bir tasarım belirmişti. Bembeyaz bir arka fon üzerinde kocaman bir eriyen saat. Öyle de oldu. Hayalimde canlandırdığım tasarıma bağlı kalarak olabildiğince az öğe eklemeye çalıştım asıya. Elimden gelse Rüyakar yazısı ve saat dışında başka hiçbir şeyi koymazdım ancak tanıtım için olmazsa olmazları da göz ardı edemiyorsunuz ne yazık ki.

Belleğin Azmi – Salvador Dali – 1931

Bu kez istediğim olmuştu. Yalın, duru ve simgesel bir ası. Oyunu izleyenler anımsayacaktırlar, Rüyakar; anıların ve düşlerin sınırlarının zorlandığı, sınırlarıyla oynandığı, aklın ve teknolojinin birlikte kurcalandığı bir oyundu. Bu bağlamda Dali’nin zaman ve bellek algısını ustalıkla eğip büktüğü bu tabloyu Rüyakar’ın asısında kullanmak düşlediğim etkiyi oluşturuyordu.

Rüyakar’ın ikinci gösterimine sıra geldiğindeyse bu kez Başar’ın önerisiyle asıyı bir adım daha ileri götürerek başka bir boyuta taşımıştık. Oyunun içinde geçen bir diyalogda anlatılan ve oyunun ana ayaklarını oluşturan iskambil simgelerini de saatin sayıları yerine geçirmiştik. Oyunda, Selim kendi yaşamından söz ederken iskambil kartlarına olan ilgisinden, kartların her birinin bir anlamı olduğundan bahsediyordu:

“İskambil kartları örneğin, yalnızca birkaç sihirbazlık numarası yapmak ya da oyun oynamak için kullanılan alelade, basit kartlar değildir. Her biri ardında daha derin anlamlar barındırır. Kupa mesela, soyluları temsil eder yani güçlüyü. Karo, ticareti temsil eder yani parayı. Maça, biçimi bir oku andırır, silahı temsil eder. Ve sinek. Zavallı sinek. Köleleri temsil eder, ezilmişleri. Yani beni.”

Rüyakar İkinci Gösterim Asısı

Buradan yola çıkarak oluşturduğumuz yeni ası bu kez Dali’den olduğu kadar bizden de bir şeyler taşıyordu. Şimdi diyebilirdik ki bu gerçekten Rüyakar’ın asısı olmuştu.

Bu süreci size anlatmamın nedeni ise sahnede ortaya konan gösterinin arka planında dönen işlerin neredeyse sahne üzerinden daha yoğun ve daha uğraştırıcı olduğunu göstermekti. Biz ekip olarak bir oyunu çalışmaya başladığımızda yalnızca onun sahne provalarını yapmıyoruz. Asısını da biletini de dekorunu da biz tasarlıyoruz. Duyurusunu da karşılamasını da planlamasını da biz yapıyoruz. Aramıza katılmak isteyen arkadaşların alışmakta en çok güçlük çektikleri nokta da burası oluyor. Oysa sahne sanatları hiçbirini ötekinden ayırmadan bir bütünlük istiyor. Ekipte sürekliliği sağlamak da buradan başlıyor.

Her yeni oyun dönemi bu ve bunun gibi hazırlıkları içinde barındırıyor. Rüyakar’ın konak temalı asısından sonra yeni çalışmanın her yerine bir simge sıkıştırmak yok demiştim. Gerçekten de saat ve yazılardan başka bir simge yoktu. İlk asılara göre gayet yalın bir çalışma diyebilirim. Bir eriyen saat bir de altında ilk harfi küçük geri kalan harfleri büyük rÜYAKAR yazısı.

Sahi asıda Rüyakar’ın ilk harfi neden küçük?

 

 

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir