Ünzile

Bugün ben Özgecan’ım, Şule’yim.

Hani sırf gece yarısı o sokaktan geçtiği için geleceği elinden alınan, üzerindeki kıyafetin açıklığı veya kapalılığı ile namuslu namussuz terazisine koyulan ve asla namuslu tarafın ağır gelemediği, içtiği sigaranın tutuş şeklinden, içtiği içeceğin cinsinden, giydiği eteğin boyundan, pantolon giydiyse darlığından, güldüyse bu gülüşün kahkahaya varıp varmamasından, giydiği ayakkabı topukluysa onun çıkardığı sesten, eve geliş saatiyle namus çizelgesi oluşturulan, aslında tüm sonuçları sadece “kadın olmasından ötürü” yaşayan canlı, kadın.

Yemeği biraz fazla pişirdi, sofrayı tam silemedi, çocuğun altını bu sefer kocası temizlesin istedi diye saçları ve bedeniyle birlikte gururu, onuru, tüm yaşam hakları ayaklar altına alınıp ezilen canlı, kadın.

Zordur kadın olmak bu coğrafyada.

Ana rahmindeyken erkek olsun da soyumuzu devam ettirsin diye dua edilmeye başlanır.

Kız olduğun öğrenilir, ilk günden vazgeçilir senden.

‘Göster oğlum amcalara’ diye başlayacak bir cümleden mahrum bırakmışsındır onları çünkü.

‘Aaa det ayıp’ diye öğrenirsin sen kadınlığını.

Büyürsün, büyüdüğünü gösteren biyolojik değişimlerinden utanırsın.

Erkek arkadaşların sakal bıyık bırakır gururla, sen ortalıkta bol tişörtler arayıp ayıptır diye eğik yürümeye çalışırken…

Biraz daha büyürsün sağlıklı olduğunu gösteren adet kanamasından bahsederken bile ‘hasta oldum’ dersin, sen de haklısın öyle gördün çünkü öyle öğretildi sana.

Aşık olursun, erkek kuzenine “Sevgilin var mı paşam?” soruları sorulduğu yerde sana savrulan tehditlerden ötürü ‘Aşık olmamışımdır ya oldum sandım herhalde.’ der, susarsın.

Arkadaşlarınla tatile gitmek istersin, sana güvenirler ama o etrafa asla güvenemezler.

Senin okuyacağın şehirden, eve geleceğin saate, etrafında tutacağın arkadaşa kadar her şey planlanmıştır, oynarsın onu sadece.

Çenesinden şikayet eden toplumumuzda, aslında kadının yaptığı en iyi eylemdir susmak.

Babası der, annesi der, amcası kocası abisi der, kayınvalidesi eltisi görümcesi komşusu der, susar.

Ahh bu kadınlar ve bu kadınları hiç sevmeyen bazı insanlar…

Kadın gibi kadın olan, tüm varlığıyla avuç içlerinden öpülesi, ana olunca ayaklarının altında cenneti barındıran ve değer görmek için birinin bacısı diğerinin anası olmaya ihtiyaç duymayan en azından duymaması gereken, girdiği her işte mükemmellikler yaratan, dokunduğu her yere ‘kadın eli değmiş gibi’ dedirten, mor gözlerle değil dudağından dökülen aşk sözleriyle, midesinde dönen stres ağrılarıyla değil uçuşan kelebeklerle, başında sargısı değil yazmasıyla evde sokakta işte, her yerde yaşamayı hak eden bütün kadınlarla…

Korkmadan, severek sayarak, iyi adamların ellerini tutup kalplerine dokunmak umuduyla, tüm dünyayı değiştirebilecek güçlerini içlerinden bir an bile eksik etmeden, çok daha güzel günlere…

Unutmadan, Amerika’da eve giriş için bulunan masum zil de mi o saatte orda olmamalıydı?

İnsana rast gelesiniz…

(11 Şubat Özgecan Aslan’ın vahşice öldürülüşünün yıldönümü. Söyleyecek söz, yorum yapacak güç dahi bulamıyorum kendimde. Özgecan öldürüldüğünde “Keşke kızımı kurşunlasalardı kesin canı çok yanmıştır.” diyen bir anne gördü bu memleket, yoruma ne hacet?)

Ünzile: Arapça kökenli olan Ünzile gönderilmiş, indirilmiş anlamına gelmekte.

Ve o meşhur şarkıda söylendiği gibi:

‘Yağmuru kim döküyor
Ünzile kaç koyun ediyor
Dayaktan uslanalı
Hiçbir şey sormuyor

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir