Yaşasın İçimizdeki Çocuk

  1. Ne zaman kendimi kötü hissetsem bir salıncak ararım. Hangi renk denk gelir bu sefer bilinmez. Otururum üstüne, salıncağın kemerini indiriveririm aşağıya ya da belki de bu seferlik indirmem. Artık özgürce uçmak için hazırımdır ve tabii ki çocukluğuma dönmek için de. Başlarım kendimi bir ileri bir geri itmeye, yukarı daha da yukarı çıkıp bulutlara değmeye. Kafamın içinde ne varsa bırakırım rüzgâra. Üzüntümü, derdimi, kırgınlığımı, kızgınlığımı, endişemi, korkumu… Soyutlarım yetişkin dünyamızdan kendimi. Birden çocuk oluveririm. İşte asıl o zaman kendimi hatırlarım aslında. İnsanlığın en saf halini hatırlarım. Özümü, insanlığımı, mutluluğumu, duygularımı ve huzurumu hatırlarım. Uçurtmadan kanatlarımı, çikolatadan evlerimi hatırlarım. Kim bilir kaç gezegene ayak bastığımı, kaç masalın sonunu yazdığımı ya da son nedir bilmeden sonsuzluğa hayallerimi kattığımı hatırlarım. Şimdi yanlışlarımızla yargılanırken yanlışlarımla düşe kalka büyüdüğümü, büyüdükçe her davranışımız sorgulanırken çocukken çekinmeden her şeyi sorgulayabilmenin verdiği özgürlüğü hatırlarım. İlk oyuncağımı, ilk kitabımı, boya kalemlerimi, ağzımdan düşürmediğim şarkıları, sokakta oynadığım oyunları, sarıldığım kolları, tuttuğum elleri hatırlarım. İşte ben o an nasıl büyüdüğümüzü hatırlarım.

Küçük kalbimize büyük dünyalar sığdırabilirken şimdi içinde tutunmaya çalıştığımız büyük dünyada nasıl da kalbimizi, hayallerimizi, duygularımızı küçültmüşüz onu anlarım. Sevgiyi, paylaşmayı, kardeşliği, dostluğu, dürüstlüğü ve mutluluğu bu kadar iyi bilirken nasıl da bunların yerine parayı, şânı, şöhreti, kibri, hırsı, yalanı dolanı, öfkeyi koyuvermişiz onu anlarım. Anlarım ve daha da hızlı sallarım kendimi. Sallandıkça çocukluğuma dönebileceğimi umarak. Sonunda o salıncağın duracağını bilsem de bir süreliğine bu dünyadan uzaklaşmak iyileştirir beni. Belki de iyileştirir herkesi. Belki de bunu öğrenmemiz gerekir yaşarken: içimizdeki çocuğu aralarda geri çağırmayı. Onu susturmadan daha çok konuşturmayı, vücudumuz yaşlansa da ruhen içimizdeki çocuğu hep dinç tutmayı. Kalabalığın ve telaşın arasından sıyrılıp çocukluğumuzla baş başa kalmayı, kendimizi unutmamayı öğrenmemiz gerekir. Belki o zaman büyük mutluluklara ihtiyacımız kalmadan küçük sevinçlerle yetinebilmeyi, barış içinde yaşayabilmeyi, daha çok sevmeyi ve sevilmeyi öğreniriz. Belki o zaman dedeler ve nineler torunlarını, anneler ve babalar çocuklarını, kaç yaşında olursa olsun insanlar birbirlerini daha kolay, daha güzel anlar.

Belki de o zaman, dert edindiğimiz dağlar küçülüverir ve bir kum tanesi olur. Güneşimizi kapattığımız bulutlar yağmur olup gökkuşağına bürünür. Korkularımız cesarete, öfkelerimiz sevgiye, savaşlarımız kardeşliğe dönüşür belki.

İşte bu yüzden ne zaman küçük bir çocuk görsem, ne zaman bir salıncağa binsem, ne zaman bir uçurtma uçursam, ne zaman kendimden uzaklaştığımı fark etsem içimdeki çocuğa seslenirim. Yedi renkli gökkuşağım açar ve içimdeki yorgunluklar mutluluğa karışır.

İşte bu yüzden:

Yaşasın çocuklar,

Yaşasın salıncaklar,

Yaşasın uçurtmalar ve

Yaşasın içimizdeki çocuk!

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir