Yazdığın Kadar Sensin

Bu aralar her yeni günde yeni bir kelimeyle tanışmaya, öncesinde tanışık olduklarımla da merhabalaşmaya çalışıyorum. Nedense kendime kattığım her bir kelime beni, kas yapmış kadar güçlü, tarif edemeyeceğim kadar da özgüvenli hissettiriyor. Belki de bu sayede zihnimin soyutluğunu somutlaştırabilecek yetkinliğe daha kolay erişebileceğimi, aklımdan geçenleri kelimelere daha doğru ve kolay aktarabileceğimi hissediyorum. Çünkü hepimizin sorunlarından birisidir aslında bu durum: Her an her saniye düşünür, bir şeylere kafa yorar, hayaller kurar, bazen kurduklarımızı bozar ama tüm bunları hep o “an” da yaşar ve zamanın kollarına düşüncelerimizi teslim ederek onları kaybediveririz. Bir daha aynı düşünceleri bulabilir miyiz? Ya da o anki bizi? Maalesef, her saniyede bile bir parça değiştiğimiz dünyada bu hiç mümkün değil. İşte bu nedenle kendimizin yazarı olmayı, kelimelerden korkmamayı, kendimizi yaza yaza anlatmayı öğrenmemiz gerekir. Kimin bizi okuyacağından ziyade ilk önce kendi kendimizi okumamız bir istiridyenin sakladığı incisidir aslında. Kendi içinizden çıkan kitabın şu ana kadar okuduğunuz kitaplardan daha heyecanlı ve şaşırtıcı olduğunu kendinizi keşfedip yazıya döktükçe göreceksiniz, buna kalbinizle inanın. Yeter ki kendinizi tanımaktan ve şu ana kadar hiçbir yazı yazmamış olsanız bile elinize bir kalem tutturup satır başına bir büyük harf kondurmaktan korkmayın. Yazmak bir yere kadar hobi, ruhunuz ve kalbiniz için ise bir ihtiyaçtır. Yeni gezegenler keşfetmek için sadece bir astronot olmak gerekmez. Kendi içinize, çevrenizdeki insanlara, belki de doğadaki herhangi bir canlıya çıkacağınız küçük bir keşif gezisi size yeni dünyaların belki de koca bir evrenin kapısını aralama fırsatı sunacaktır. Bu gezinin biletlerini ise düşüncelerinizi ve hislerinizi yazdığınız kağıtlarda bulacaksınız. Adım adım, kelime kelime, sayfa sayfa… Yazdıklarınız biriktikçe, düşüncelerinizi kaybetmeden geriye dönüp okudukça ve kendinizle tanışmaya başladıkça daha çok yazmak, daha çok keşfetmek ve daha çok kendinizi anlamak isteyeceksiniz.

Bırakın içiniz beyaz kağıtlara dökülsün,

Bırakın aklınız kalbinizin kapısını aralasın.

 

Yazdığın kadar sensin, sen olduğun kadar yaz,

Kalbini sevgiyle ısıt üşütür sonra ayaz.

Ağzın, dilin sussa da susmasın hiç kalemin,

Aklın engel olsa da kalp her zaman emin.

 

 

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir